10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü

Dünya İnsan Hakları Günü, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edildiği gün olan 10 Aralık'ta kutlanmaya başlamıştır. BM Genel Kurulu, tüm devlet ve sivil toplum organizasyonlarını davet ettiği kurulda yapılan oylamayla '10 Aralık' tarihinin "Dünya İnsan Hakları Günü" kabul edilmesine karar verilmişti.

11 Aralık 2019 Çarşamba 10:14
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü
Dünya İnsan Hakları Günü, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edildiği gün olan 10 Aralık'ta kutlanmaya başlamıştır. BM Genel Kurulu, tüm devlet ve sivil toplum organizasyonlarını davet ettiği kurulda yapılan oylamayla '10 Aralık' tarihinin "Dünya İnsan Hakları Günü" kabul edilmesine karar verilmişti.

Dinimizde ise; İslâm toplumlarının bağlı bulunduğu Kur’ân-ı Kerîm ayrıntılı ve teknik olmasa bile insan hakları kapsamına giren noktalara değinmiş ve bunların korunmasını değişik boyutlarda müeyyidelendirmiştir. İslâmî telakkiye göre, bütün haklar Allah’ın iradesine dayanır, O’nun insana bağışıdır. İnsanın yeryüzüne halife ve en saygı değer (mükerrem) varlık olarak yaratıldığı, ona önemli sorumluluklar (emanet) yüklendiği fikri, insanın doğuştan birtakım haklara sahip olduğu fikrinin simetrik ifadesidir. Bu telakki, hakların beşerî ve egemen güçler tarafından tanınıp lutfedildiği ve yine onlar tarafından serbestçe kısıtlanabileceği anlayışını reddetmesi ve insana insan olması sebebiyle bir değer vermesi açısından insan hakları tarihinde önemli bir adım olmuştur.

İnsanın doğuştan sahip olduğu kişisel hak ve özgürlükleri tanımlar, her insanın yasa önünde eşit olduğunu, işkenceye, kötü muameleye ve onur kırıcı cezalara tabi tutulamayacağını ilan eder. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi yolunda uluslararası toplum tarafından sürdürülen çabalara yol gösterici işlevini bugün de sürdürür.

Dünya İnsan Hakları Günü, dünyanın dört bir yanında hatırlatılıyor. Kanunlar karşısında bizlere verilen kişisel hak ve özgürlüklerimizin ne derece farkındayız ve biliyoruz?

Bir muamma sorusu gibi ele alınan bu başlık aslında kendimiz, ailemiz, yakınlarımız, komşularımız ve içinde yaşadığımız topluma karşı olan sorumluluk boyutundaki haklarımızı veya onların haklarının ne kadar farkındayız.

Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in sünnetinde adalete ve hukukun üstünlüğüne devamlı vurgu yapılıp keyfîliğin, kişinin kendi hakkını bizzat kendi kuvvetiyle elde etmesi demek olan ihkak-ı hakkın, nasların çizdiği sınırların çiğnenmesinin yasaklanması, meşruiyetin ve hukuk düzeninin korunmasının emredilmesi bu sağlam zemini kurmaya mâtuf tedbirlerdir.

Hal böyle iken bizler elimizi vicdanımıza koyarak şunu diyebilirmiyiz! Yaşam döngüsü içinde toplumsal sosyal dengede karşı taraftakinin hakkına girmem, komşumu rahatsız etmem, sınırdaşımın hakkını gasp etmem, sırada, kuyrukta, trafikte, otobüste, sokakta, alış verişte, iş yerinde ve ya aile içinde asla sınırlarımı aşmam başkasını mağrur edici hal ve hareketlerde bulunmam.

Aslında bunların hepsini yüce dinimiz bizlere emrediyor.

Tüm insanlığın ortak değeri, çağdaş dünyanın ortak paydası olan, insan haklarının dayatma olarak kabullendiren anayasasına dayandırarak "bakın kanun şunu diyor" dememeliyiz.

Demem O ki!

İnsana; insan olduğu için, diline, dinine, ırkına, cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın tanınan haklar vardır. insan hakları, insanın sahip olduğu özgürlüklerin belirgin ve kullanılabilir hale gelmesi için bir anayasaya ihtiyaç yoktur.

Hukukun koruduğu hakları elbette kabulleniriz ancak "Bizler YARADILANI severiz YARADAN'dan ötürü ilkesine inanan insanlarız." Bunu yaşamımız boyunca da unutmayarak hayatımızın her noktasında mutlak uygulamalıyız. Diye düşünmekteyim.

 

Gazeteci Yazar ; Salih NAVDAR





 

    Yorumlar

Arşiv